Takım ruhunun, meşakkatli zirve serüvenini keyfe dönüştürdüğüne şahit olduk.
Ereğli Dağcılık Kulübü başkanı sevdiğimiz insan; mücadeleci ruhu, centilmenliği ve idealistliği ile dostluğumuzu had safhaya ulaştırmıştır. Metin Helimoğlu’nun aylar öncesinden yaptığı telefon görüşmeleri; kulüplerinin yeni kurulmuş tazelikte, heyecan ve kabına sığamamalarının yansımalarıyla doluydu. Birinci dağ şenlikleri için tüm dostları ve kulüpleri davet ederek, Ereğli de şirin bir parkta buluşturdular bizleri. Uzun zamandır görmediğimiz dostlarla karşılaşmanın mutluluğunu yaşadık. Yıllar önce ziyaret etmiş olduğumuz, İVRİS HİTİT MEDENİYETLERİ’ nin, Kaya Anıtlarının belleklerimizden silinmeyecek bir hal almasını sağladılar. Van Gogh, Salvador Dali ve birçok ünlü ressamın tablolarına bin basar edada kayaya yapılmış rölyeflerin fotoğraflarını çekmek mutluluğuna eriştik.
Ereğli Dağcılık Kulübü başkanı sevdiğimiz insan; mücadeleci ruhu, centilmenliği ve idealistliği ile dostluğumuzu had safhaya ulaştırmıştır. Metin Helimoğlu’nun aylar öncesinden yaptığı telefon görüşmeleri; kulüplerinin yeni kurulmuş tazelikte, heyecan ve kabına sığamamalarının yansımalarıyla doluydu. Birinci dağ şenlikleri için tüm dostları ve kulüpleri davet ederek, Ereğli de şirin bir parkta buluşturdular bizleri. Uzun zamandır görmediğimiz dostlarla karşılaşmanın mutluluğunu yaşadık. Yıllar önce ziyaret etmiş olduğumuz, İVRİS HİTİT MEDENİYETLERİ’ nin, Kaya Anıtlarının belleklerimizden silinmeyecek bir hal almasını sağladılar. Van Gogh, Salvador Dali ve birçok ünlü ressamın tablolarına bin basar edada kayaya yapılmış rölyeflerin fotoğraflarını çekmek mutluluğuna eriştik.
Çakıllar Köyü yolunu tutmadan önce, Ereğli’ de yediğimiz yemeğin tadı hala damağımızdaydı. Tirit yerken de tiridine tiridine tiridine bandım türküsünü mırıldanmadan edemedik. Kaç tane yemeğimizin türküsü var acaba diye merak ettik... Çakıllar Köyü’nden traktörlerle kamp eşyalarımız Kırkpınar 2100m, kamp alanına taşınırken, biz sporcular bir sonraki günün zorlu tırmanışına katkıda bulunacak fizyolojik ve psikolojik hazırlık yürüyüşüne başlamıştık. Kırkpınar kamp alanına ulaştığımız da, Çakıllar Köyü ve bütün vadi tüm çıplaklığı ile güzelliğini bizlere sergiliyorlardı. Çadırlar kuruldu, ocaklar yandı, çaylar ikram edildi, flamalar asıldı. Fotoğraf makinalarının deklanşörleri susmuyordu. Sabah 00: 03 de yapılacak olan tırmanışın başlama anonsu yapıldı, isteyen istediği saatte kalkabilirdi. Akşamdan zirve çantalarımızın hazırlıkları yapıldı, termoslarımıza sıcak sular kondu, zirve yaparken yanımızda yürüyecek dostlara ikram edeceğimiz kuruyemişlerimiz de unutulmadı. Zirve heyecanı ile insanlar teker teker çadırlarına girmeye başlamışlardı, kısa sürede sessizlik tüm kamp alanını sardı. Sabah 00:02 olmuştu. Çadırlardan kıpırtı sesleri, alın lambalarının ışıltıları, fısır fısır gizemli konuşmalar geliyordu. Belliydi ki erken uyananlar vardı. Bunlar zirve heyecanını yoğun bir şekilde yüreklerinde taşıyanlar olmalıydı. Fısıltılar konuşmalara dönüştü, çadır fermuarları açılmaya başladı. Hazırlanmış dağcılar; sırt çantaları, alın fenerleri, ellerinde batonları ile start bekleyen koşucu atletlerini andırıyorlardı adeta. Alın fenerleri hızlı bir şekilde çoğalıyordu. Sabah 00:03 olmamıştı ama kamp ayakta zirve için hazırdı. AYDOS bekle bizi geliyoruz edasıyla. Metin Helimoğlu rehberliğinde ve arkadaşlarının talimatları doğrultusunda yürüyüş başlamıştı. Yürüyüş esnasında sayılar alındı, yüzlerce kişi alın fenerleri ile görkemli AYDOS eteklerinde ateş böcekleri misali, adım adım ilerliyorduk. Dağ ve hava koşulları müsaade ettiği sürece ilerleyebi- liyoruz. Telafisi olmayan şeylerin izahı olmadığını biliyoruz. Dağ her zaman bizleri bekliyor, en iyi dağcı nerden döneceğini kestiren dağcıdır. Yürüdük, yürüdük, yürüdük... .Zaman zaman şakalaşmalar, kısa konuşmalar insanın zirve havasına girdiğini yayıyordu. Relaks olmuştu ekip. Zirveye yaklaştıkça zirve uzaklaşıyor adeta. Yorgunluk belirtisi midir; dağların her zamanki yanıltıcı edası mıdır? Zirve azimdir, yorgunluğa karşı direnmektir. Zirve tutkusu insanın kendine güvenidir. Dağları sevmek, dağlarda azimle güzel bir duyguyu aramak, zirvede insanın bir an için kendisini bulmak duygusunu yoğun bir şekilde yaşamak istemesidir. Zirveye yaklaştıkça heye- can artıyordu, grubun arka tarafında kopmalar başladı. Rehberimiz, kopmalara izin vermeyecek düzende, sporcuları terletmeyecek ritimde, profesyonelce yürütüyor, küçük molalarla gruba olan hâkimiyetini sağlıyordu. Dünyada iklimler çok değişti, buna oranla dağlarda da tabi. Zirveye çıkarken sırt çantamızda dört mevsim koşullarına hazırlıklıydık, dağlar bazen bize dört mevsimi yaşatmaktaydı. Rehberimiz Metin Helimoğlu’ nun şansı mı, yoksa ekipte şanslı kişilerin çokluğumu bilinmez, hava koşulları muhteşemdi. Her moladan sonra grubun arkasındaki insanlar adeta rehberin yanına gelmek için can atıyorlardı. Bu, herkesin formda olduğunu, zirve heyecanını yüreklerinde taşıdıklarının göstergesiydi. Rehberimizin, saygı ve sevgiyle uyarmasıyla herkes yavaş yavaş yerlerini almaktaydı, âmâ her molada bu olay tekrar tekrar yaşandı.
Uzaklık deyip dert etmiyoruz, yükseklik deyip yüksünmüyoruz, hava koşulları deyip korkmuyoruz.Zirve aşkı ile AYDOS’a doğru yürüyoruz, yürüyoruz, yürüyoruz....Zirveye yaklaşmıştık, Kayseri bölgesinden Veli arkadaşımız, rehberimizden grubun zirveye varışını fotoğraflamak için izin istedi . Muhteşem fotoğraflar çekiyordu, fotoğrafları çekerken bizler teker teker zirveye ulaşmıştık. Öpüşmeler, kutlamalar, sarılmalar... Çok yakında bulunan, aralarında 8 m. yükseklik farkı olan diğer bir zirvenin ziyaretinden sonra kahvaltı için çantalar açılmıştı, âdeta insan seliydi, fotoğraf çektirenler, zirve defterini imzalayanlar, kahvaltı yapanlar, sevinçten havalara uçmak isteyeler görülmeye değer, tekrarı mümkün olmayacak film stüdyosunu andırıyordu. Dönüş zamanı gelmişti kibar ve nazik bir komutla inişe geçildi. Bir zirve serüveni bittiğinde, hemen diğer zirve hesapları başlamaktaydı. Zirve yapmanın heyecanı tüm yorgunluklarımızı almıştı. Çok, çok, çok yorulmuş olmamıza rağmen zirve tutkusu, tılsımı olmalı ki, herkes mutluydu.
Teşekkürler ERDAK

Teşekkürler ERDAK

Yürüyerek Çakıllar Köyü'ne dönüş; malzemelerimiz yine traktörlerle aşağıya indirildi, vedalaşmalar başladı. Biz ANTALYA grubu olarak; Muharrem Koç, İsmail Ülker, İlter Güvendik, Murat Ünal, Konya/Hadim yolunu tuttuk. İsmail baskanın şoförlüğüne hepimizin sonsuz güveni vardı. Şen şakrak Yer köprü Şelalesi'ne ulaştık, hava kararmaktaydı. Vadi çok güzeldİ ve ağaçlarla belenmişti. Şelaleyi göremiyorduk ama sesini rahatlıkla duyabiliyorduk. Hava kararmadan kamp atmaya kararı aldık, çadırlarımızı kurduk, akşam yemeğimiz için soframızı hazırladık, çok zengin bir sofra oluşturduk. Yalnız İsmail Ülker'in çantasından çıkan bir kaç konserveyi birbirimize ikram ederek yalayıp yuttuk. Çok acıkmıştık çünkü. Sivrisineklerin sohbetimizi kıskanmalarından dolayı hemen yatma moduna geçtik. Sabah olmuştu. Yer köprü Şelalesi'ni ziyarete koyulduk, tek kelimeyle yerküre harikasıydı. Fotoğraflar çektik, şelaleyi her pozisyondan görebilmek için bir aşağı bir yukarı, ayak basmadığımız yer bırakmadık. Çok mutluyduk, bir o kadar da kızgındık, bizden önceki ziyaretçilerin doğa harikası böyle bir yere karşı duyarsız oluşlarına. İstemesek de onlara karşı iyi şeyler düşünmediğimizin yansımalarını dile getirdik. Antalya’ya dönmek üzere arabamızla yola koyulduk. Dim Vadisi'ne hakim Dim Barajı ayaklarımızın altında, Kuş Yuvası Geçidi yüreklerimizi ağzımıza getirecek şekildeydi, Allahtan grupta yükseklik korkusu olan yoktu. Cırlasun Çayı üzerinden geçerek muhteşem manzaralarla, dağın her tarafından pınarlar akan bir yerde mola verdik. Cırlasun Şelalesi uzaktan görünüyordu, acele acele pınarın serin sularından içerek yola koyulduk. Gür bir şelale değildi, ama ince narin bir genç kız edasıyla süzüle süzüle dökülüyordu sular. Fotoğraflar çektik, şarkılar, eğlenceler, şakalaşmalar eşliğinde yola koyulduk. Mahmutlarda bol sarımsaklı, limon ve sirkeli yemiş olduğumuz paçanın tadı hala damaklarımızda. Yol boyunca küçük belediyeler, Alanya, Side, Manavgat, Antalya.....Nice zirve serüvenlerinde buluşmak üzere dostlar.
Muharrem KOÇ
Muharrem KOÇ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder